İran’daki rejim karşıtı protestolar ve ABD Başkanı Donald Trump’ın müdahale tehditleri gözleri bu komşu ülkedeki istikrarsızlığın olası etkilerine çevirdi.
Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri ve dünya başkentleri İran’daki gelişmeleri an be an takip ederken, İran’daki iç karışıklık ya da bir dış müdahale Türkiye açısından güvenlikten göçe, ticaret ve enerjiden jeopolitiğe uzanan çok katmanlı riskler içeriyor.
İran Riyali’nin değer kaybı ve yüksek enflasyon nedeniyle yoksullaşan İran halkı yaklaşık üç haftadır protestolarla içeride rejime meydan okurken, dışardan ABD ve İsrail’in baskıları artarak devam ediyor.
Peki bölgenin bu önemli ülkesinde Suriye ya da Irak benzeri yaşanabilecek bir sürecin Türkiye için önemi ve getirebileceği sonuçlar neler?
DW Türkçe’den Gülsen Solaker derledi.
Dış politika uzmanları önümüzdeki günlerde neler olacağının tam bilinemediği İran’daki sürecin Türkiye açısından en olumsuz senaryolarının dış müdahale, rejim çöküşü veya parçalanma olduğu konusunda aynı görüşü paylaşıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de son grup toplantısında komşu ülkedeki olaylara değinerek, İran’daki gelişmelerin Türkiye için önemine dikkati çekti:
“İran’ın huzursuzluğu, İran’ın bölünmüşlüğü, İran’ın sancı içinde kıvranması Türkiye’yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir. Komşu ülke İran’ın siyasi ve toprak bütünlüğü, iç barış, istikrar ve huzur iklimi Türkiye için hayat memat konusudur.”
Eski diplomat Mehmet Öğütçü, İran’daki gelişmelerin tek tek olaylar üzerinden okunmasının yanıltıcı olacağı görüşünde. Öğütçü, “Biz genellikle ağaçların ve dalların arasında kayboluyoruz. Oysa büyük resme bakmak lazım” diyerek, İran’ın son yıllarda sistematik biçimde hedef haline getirildiğine dikkat çekiyor.
Öğütçü’ye göre son yıllardaki Hamas, Hizbullah, Irak’taki Şii gruplar ve Husilere yönelik hamlelerin ardından “İran’a en son darbe Suriye’de vuruldu ve büyük ölçüde dışlandı.”
Öğütçü, “Bundan sonraki hedefin İran olduğu artık çok açık” ifadesini kullanarak, Türkiye için olası riskler için şunları aktarıyor:
“İran’da sistem çöker ve etnik gruplar ayaklanırsa, bu Suriye’den bile daha vahim olur. İran felaket bir yer haline gelir” diyor. Öğütçü’ye göre Azerilerden Kürtlere, Beluçlardan Araplara kadar birçok grubun harekete geçmesi Türkiye’nin doğrudan etkileneceği bir kaos yaratır.
ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Dr. Oytun Orhan da benzer görüşte ve “İran, Irak ve Suriye’den çok daha büyük bir ülke. Böyle bir senaryo Türkiye açısından çok daha ağır sonuçlar doğurur” ifadesini kullanıyor.
Türkiye’nin İran’daki sürece bakışında temel tutum istikrarın korunması olarak öne çıkıyor.
Öğütçü, “Türkiye bütün gücüyle ‘İran çözülmesin’ diyor. Çünkü rejim çöktükten sonra yerine ne geleceği belli değil” ifadelerini kullanıyor.
Ekonomi ve enerji konularının da önemli olduğunu söyleyen Öğütçü, “10 milyar metreküp doğalgaz alıyoruz, İran en büyük üçüncü ticaret ortağımız” derken asıl riskin bunlar olmadığını şu sözlerle ekliyor: “Bunlardan daha önemlisi rejim çöküşünün ne getireceği.”
İran’daki Azeri nüfusa vurgu yapan Öğütçü, “Nüfusun dörtte biri ya da üçte biri Azeri asıllı. Rejim çöker, Pers milliyetçiliği yükselirse herkes kendi yoluna bakar” değerlendirmesini yapıyor.
Bu arada AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de son basın toplantısında “Herhangi bir şekilde dış müdahale bölgemiz için son derece olumsuz sonuçlar doğurur” diyerek, Ankara’nın tutumunu yansıtmıştı.
Orhan da Ankara’nın tercihinin “İran’ın kendi iç dinamikleriyle reform yapması ve merkezi yapının korunması” olduğunu vurgulayarak, “Türkiye Suriye ve Irak’ta çok ağır bedeller ödedi. Aynı hatanın İran’da tekrarlanmasını istemiyor” hatırlatmasında bulunuyor.
İran’ın ciddi bir karışıklığa savrulması on yıllardır yanı başında Irak ve Suriye olaylarından olumsuz etkilenen Türkiye için ek güvenlik ve göç riskleri doğrulabilir.
Şu an için İran’dan Türkiye’ye önemli bir göç dalgası başlamazken, gelişmelerin seyri bu durumu değiştirebilir.
Orhan, İran’da yaklaşık 2 milyon Afgan mülteci bulunduğuna dikkat çekerek, “Böyle bir istikrarsızlıkta doğal göç rotası yine Türkiye olur” diyor.
Suriye İç Savaşı sırasında milyonlarca Suriyelinin göç etmesi sonucu Türkiye dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke durumuna gelmişti. Bu sığınmacıların halen büyük bir bölümü ülkesine dönmedi.
Öğütçü de İran’daki bir çözülmenin Türkiye’ye yeni bir göç dalgası yaratabileceğini söyleyerek, “Suriye’den olduğu gibi İran’dan da bir akım olur. Türkiye bunu kaldırır mı, emin değilim” diyor.
Bu arada Irak ve Suriye’deki Kürt grupların İran’daki ayrılıkçı eğilimler üzerinden yeniden örgütlenme riski de Ankara için bir diğer kötü senaryo.
Orhan, terör örgütü PKK’nın İran kolu PJAK ve diğer ayrılıkçı yapıların güçlenmesinin Türkiye için ciddi bir güvenlik riski yaratacağını belirtiyor.
Türkiye ile İran arasında 385 yıldır küçük değişiklikler dışında değişmeyen 534 kilometrelik uzun bir sınır var. Ankara, uzun yıllardır Tahran’dan terör örgütü PKK ve PKK’nın İran kanadı PJAK gibi terör örgütlerine karşı ortak mücadeleyi etkin şekilde hayata geçirmesini talep ediyor.
İran’daki Kürt gruplardan İran Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP) ve PJAK’ın ayrılıkçı hedefleri olduğu biliniyor. Ancak şimdiye kadar İran’ın güçlü merkezi yapısı nedeniyle bu hareketler çok sınırlı kalmıştı.
İran rejiminin düşerek ülkenin zayıflaması ya da ABD’nin olası bir müdahalesi de Türkiye için önemli riskler barındırırken, aynı zamanda yeni bir denge politikasına da alan açabilir.
“İran zayıflar ve artık İsrail açısından rakip olmaktan çıkarsa, bölgede İsrail’i dengeleyebilecek tek ülke olarak Türkiye öne çıkar” diyen Orhan, bu tablonun İsrail tarafından “potansiyel bir tehdit” olarak algılanabileceğini belirtiyor. Orhan’a göre bu algının ilk işaretleri şimdiden görülmeye başlandı.
“Suriye sahasında bunu zaten yaşamaya başladık. İran etkisinin azalmasıyla oluşan güç boşluğunu bir taraftan Türkiye doldurdu. Aynı anda İsrail de güneyden kendi etki alanını genişletmeye çalışıyor. İsrail’de giderek artan bir şekilde, ‘İran’ın yerini bölgede Türkiye mi alıyor?’ sorusu sorulmaya başlandı” ifadelerini kullanıyor.
Ancak Orhan, bu noktada Türkiye-İsrail ilişkilerinin İran-İsrail hattıyla aynı kefeye konulamayacağını özellikle vurguluyor. “Bu İsrail tarafından tehdit olarak algılanabilir ama Türkiye-İsrail ilişkileri İran-İsrail ilişkileri gibi değil” diyen Orhan, iki ülke arasındaki rekabetin yapısal olarak farklı olduğuna dikkat çekiyor.
Orhan’a göre bu farkın temelinde birkaç kritik unsur bulunuyor:
“Türkiye bir NATO üyesi. Amerika’yla çok boyutlu askeri ve siyasi ilişkileri var. Aynı zamanda İsrail’le rekabete rağmen diplomatik kanallar hiçbir zaman tamamen kopmuş değil. İran-İsrail ilişkisinde ise doğrudan varoluşsal bir düşmanlık söz konusu.”
Bu nedenle Orhan, İsrail ile Türkiye arasında artan rekabetin doğrudan bir askeri çatışmaya evrilmesini düşük ihtimal olarak değerlendiriyor. “İsrail’in Türkiye’yle, İran’la olduğu gibi açık bir askeri çatışmaya girmesi çok zor” diyen Orhan, bu noktada ABD faktörünün de belirleyici olacağını söylüyor.
“Amerika, bölgede Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma istemez. Aksine, bu rekabetin belli bir dengede ve yönetilebilir seviyede kalmasını tercih eder” ifadelerini kullanan Orhan, Washington’un iki ülke arasındaki gerilimi kontrol altında tutmaya çalışacağını öngörüyor.
Öğütçü ise İran’daki gelişmelerin arkasında ABD kadar İsrail’in de olduğunu anımsatarak, şu anda Türkiye ile Trump’ın ilişkilerinin iyi olduğunu ama Ankara’daki devlet aklının ABD Devlet Başkanı’nın öngörülemezliğini hesaba katması gerektiğini söylüyor ve “Trump’la aramız iyi diye düşünmemek lazım. Trump her an karar değiştirebilir” uyarısında bulunuyor.
